5 Mayıs 2013 Pazar

Bıraktıklarınla Armağan Gibi Yaşayacağım Ömrümü..




     Yapacak hiçbir şeyin olmadığı bir noktada,vazgeçmenin alnına dayadığı kurşunsuz silahla karşı karşıya gelir insan. Tetiği çekse sona ermeyecek,çekmese ölememenin acısıyla eriyecek.Durduğu yerde ayakları kanamaya başlar. Ne gitmek ne de gidememek bıçak gibi çizer henüz atılmamış adımlarını. Geçmiştekiler zaten çentik doludur ama geleceği de mahveder bu sefer ki..
     
     Beraberliğe uzanacak nefes alışları,ayrılık kelimesinin harfleri gibi teker teker tüketir,zaferi karşı tarafa armağan edercesine.Geç kalınmışlığın cezasıdır bu aslında. Zamanında bitseydi her şey,böylesi yürek parçalamazdı her bakış. Olmayacağını hissettiği halde devam etmek şimdi anlamsız bir hayata kanat çırpışa dönüşür. 

     Ferahlamaya çalışmanın başka yoludur kendini suçlamak.Giden o olsaydı işi daha kolay,teselliler hep yanında olurdu.Şimdi yalnızlıkla beraber "giderken kalmışlığın" hapishanesinde duvarlar karalanır..



'Bana bıraktıklarınla armağan gibi yaşayacağım ömrümü,
bir daha hiç hediye almayacağımı bile bile.'

23 Şubat 2013 Cumartesi

"Onu sevmeyi sevmiyordu artık."

 

   Öyleydi işte. Ağzını dolduran bir kamyon sözcüğü yutmak zorundaydı. İçinde kopan;karanlık,kasvetli yine de bir ümit diyen fırtınaları da.. Ama derinlerde acı çekmesini umursamayan hisleri kulaklarında keskin bir bencillik bırakıyordu.
   
   Yüzleşmek istemediği fısıltılar,boğazına hakikatleri bir bir dayarken,yapması gerekenin var oluşunu başkalarının eline bırakmamak ve zamanın mahcup duygularının üzerinden akıp gitmesine izin vermek olduğunu anlıyordu. Derhal çokça değerli olduğunu hatırlamalı,arkasına bakmamayı öğrenmeliydi. Olacaktı,biliyordu. Mutlak varlığa dayandığı zaman darbelerin terk ettiği tüm izler gidecekti.
  
   Bu tarumar halden midir bilinmez,istemiyordu,kalbinin penceresinden baktığında hafızasındaki resimleri görmek istemiyordu. Nedeni ise belliydi:


"Onu sevmeyi sevmiyordu artık."

30 Aralık 2012 Pazar

Sorumsuz Sessizliğinin Sorumlusu Sensin...



Halet-i ruhiyenin konforu bozuluyor tek bir harfle. Boş sözlükler kumbarasını doldurarak mezarlığa dönüştürüyor. Suskunluk çalsa kapıyı,girse o anda içeri,asla gitmeyecek kalıcı bir misafire dönüşecek.Farkında olduğun için açmıyorsun değil mi? Sorumsuz sessizliğin bozulsun istemiyorsun.Açılan yaralarından kanıyor tükenmeyen ayrılıkların. Hep aynı kurguda kalemler. Ölümü ölümsüzlük hissiyle inşa ediyorlar.
Her seferinde başka bir yerden giriyor tekinsiz yalnızlıklar.İliklerine kadar işliyor. Dualarda buluşmak isterken çoğu yürek,mutluluğa esbab olamıyor cama çarpan damlalar..

Kızıyorsun birilerine,hissetmeyen ruhunun hesabını soruyorsun. Oysa kimse senin defnettiğin geçiciliğinin hikmetini anlayamaz. O yüzden empati kurmasını bekleme zifiri dokunuşların. Bozguna uğramış şevkat duygularının yokluğunda nefes alışverişlerine odaklan.. 

İstediğin buydu..

Şimdi hissedebiliyor musun?